Peki tüm Avrupa'yı kan gölüne çeviren böyle bir felaket neden yaşanmıştı? Büyük ülkelerin liderleri kendi milletlerini böylesine anlamsız ve kör bir ölüm kuyusuna niçin atmışlardı?

Bu vahşetin nedeni, savaş öncesi Avrupa'da, pekçok insanın savaşı son derece yararlı ve hatta gerekli görmesiydi.

Savaş ilan edildiğinde, her ülkede kitleler bunu sevinç ve coşkuyla karşılamıştı. Liderler, askerlerini cepheye sürmekten büyük bir gurur duymuştu.

Bu büyük yanılgılarının en büyük nedeni ise, Sosyal Darwinizm denilen kavrama inanmalarıydı.

Amerikalı tarihçi Thomas Napp bu konuyu şöyle açıklar:

Savaş bir sürpriz değildi. 1914 öncesinde, Avrupa'da geniş çevrelerce savaş isteniyor ve bekleniyordu. İkna edici sayıda delil göstermektedir ki, her taraftan pek çok Avrupalı savaşı neşeyle karşılamıştır. Savaşın arındırıcı, heyecanlı, gençleştirici olduğu düşünülmüştür. Çoğu Avrupa ülkesindeki eğitim sistemi bir tür Sosyal Darwinist rekabet mantığına kapılmış ve bu mantıkta savaş canlandırıcı ve onurlandırıcı olarak görülmüştür.

Sosyal Darwinizm, Darwin'in evrim teorisinin toplumlara uyarlanmasıydı.


Charles Darwin

Darwin, sonradan pek çok delille çürüyecek olan teorisinde, doğadaki tüm canlıların amansız bir yaşam mücadelesi sürdüklerini iddia etmişti.

İnsanın da gelişmiş bir havyan türü olduğunu ve çatışma yoluyla ilerlediğini savunmuştu.

O devrin ilkel bilim düzeyi içinde çoğu insana bilimsel bir gerçek gibi görünen bu yanlış teori, diğer pekçok toplumsal felaket gibi I. Dünya Savaşı'nın da ideolojik zeminini oluşturdu.

Dünya Savaşı'nı çıkaran Avrupa liderlerinin günlüklerine ve özel yazışmalarına bakıldığında, Sosyal Darwinizm'in etkisi daha da açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır.
Bu liderler, Allah'ın insanlara emrettiği getirdiği şefkat ve merhamete dayalı güzel ahlakı reddetmiş ve bunun yerine Sosyal Darwinizm'i benimsemiştir.

Örneğin, Avusturya-Macaristan'ın Başkomutanı General Von Hotzendorff, savaştan sonraki anılarında şöyle yazmıştır:

İnsan sevgisini ön plana çıkaran dinler... bazen insanoğlunun yaşam mücadelesini zayıflatabilirler. Ama bu mücadele dünyanın itici gücüdür… Dünya savaşının büyük felaketi, bu büyük prensiple tam bir uyum içinde gerçekleşmiştir. Savaş, doğanın bir kuralıdır. (James Joll, Europe Since 1870, Penguin Books, 1990, s. 164)

Dünya Savaşı generallerinden Friedrich von Bernardi ise, savaş ile doğadaki sözde evrim yasaları arasındaki bağlantıyı şöyle kuruyordu:

Savaş biyolojik bir gereksinmedir, doğadaki canlıların çatışması kadar gereklidir; biyolojik yönden yerinde sonuçlar verir, çünkü bu sonuçlar, varlıkların temel özellikleriyle ilgilidir. (Anthony Smith, İnsan, Yapısı ve Yaşamı, İstanbul, 1979, s. 33)

Kısacası, I. Dünya Savaşı, savaşmayı, kan dökmeyi, acı çekmeyi ve çektirmeyi "doğa kanunu" sanan Avrupalı yöneticilerin yüzünden çıkmıştır.

Tüm bu kuşağı bu yanlış fikirlerle yıkıma sürükleyen ideolojik kaynak ise, Darwin'in evrim teorisidir.

Savaşın perde arkası aralandığında, Darwin'in karanlık portresi görünmektedir...

Oysa gerçekte insan, Darwinizm'in öne sürdüğü gibi, çatışmak için yaşayan bir hayvan türü değildir.

Kuran'da Allah'ın yeryüzünde savaş ve bozgunculuk çıkaranlar hakkındaki hükmü ise şöyle açıklanmaktadır:

... Onlar ne zaman savaş amacıyla bir ateş alevlendirdilerse Allah onu söndürmüştür. Yeryüzünde bozgunculuğa çalışırlar. Allah ise bozguncuları sevmez. (Maide Suresi, 64)

İnsanı Allah yaratmış, ona tüm canlılardan ayrı bir ruh vermiş ve güzel ahlakı emretmiştir. Allah'ın insanlar için seçtiği bu ahlak, sevgiyi, kardeşliği, merhameti ve barışı gerektirir. İnsanlar ancak bu çağrıya uydukları takdirde dünyaya barış ve huzur gelebilir. Bir Kuran ayetinde, tüm insanlığı barış ve kurtuluşa eriştirecek olan bir İlahi emir, şöyle açıklanır:

"... Allah'ın sana iyilikte bulunduğu gibi, sen de iyilikte bulun ve yeryüzünde bozgunculuk arama. Çünkü Allah, bozgunculuk yapanları sevmez." (Kasas Suresi, 77)