Hitler

I. Dünya Savaşı, çatışmayı ve kan dökmeyi "doğanın vazgeçilmez yasası" zanneden bir felsefenin ürünüydü. Savaş bitti, ama bu felsefe yaşamaya devam etti. Yaşadığı için de, savaşın hemen ardından daha da büyük ve korkunç bir savaşın ağlarını örmeye başladı. Bu yeni tehlikenin merkezi ise, Almanya'ydı.

I. Dünya Savaşı'na son veren Versay Barışı, Almanya'ya çok ağır bir ekonomik tazminat dayatmıştı. Zaten savaşın yıkıntıları içinde olan Almanya, büyük bir ekonomik krize sürüklendi.

Bir taraftan da farklı siyasi gruplar arasında kanlı çatışmalar başladı. Bu karmaşa ortamı içinde fanatik bir siyasi akım giderek yükseldi: Bu, Hitler'in önderliğindeki Nazi partisiydi.

Nazizm, gerçekte Sosyal Darwinizm'in bir yorumundan başka bir şey değildi.


"Benim şu anda Alman Krallığı'nın ilk askeri olmak dışında bir arzum yok"
Hitler

Hitler, Darwin'in teorisinin temeli olan "ırklar arasındaki yaşam mücadelesi" fikrini aynen benimsemişti. Hitler'e göre, Almanların mensup olduğu Ari ırk, sözde evrim sürecinin en üst basamağındaydı ve diğer ırkları yönetme hakkına sahipti.

Bunun gerçekleştirilmesinin tek yolu ise, yeni bir savaştı. Almanya'nın tüm dünyaya hakim olmasıyla sonuçlanacak bir savaş.

Başta ise yine zalim ve gözünü iktidar hırsı bürümüş idareciler vardı.

İnkarcı ve zalim yöneticilerin durumu Kuran'da şöyle açıklanmaktadır:

O, iş başına geçti mi yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, ekini ve nesli helak etmeye çaba harcar. Allah ise, bozgunculuğu sevmez. (Bakara Suresi, 205)

Demek, 'iş başına gelip yönetimi ele alırsanız' hemen yeryüzünde bozgunculuk çıkaracak ve akrabalık bağlarınızı koparıp parçalayacaksınız, öyle mi? (Muhammed Suresi, 22)