II. Dünya Savaşı gerçekte bir savaştan da öte, katliam ve soykırım girişimiydi. Bunun temelinde, Hitler'in "yaşama alanı politikası" adı verilen ırkçı teorisi yatıyordu.


İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesiyle birlikte Nazilerin, toplama kamplarında yaptıkları vahşet ve zulüm ortaya çıktı. Milyonlarca masum insan, sadece ırkları veya düşünceleri nedeniyle, Naziler tarafından ölesiye çalıştırılmış, sonra da açlığa ve ölüme terk edilmişti. Bu vahşet, Darwinist ırkçılığın dünyayı sürükleyeceği felaketin boyutunu gösteriyordu.

Hitler Almanya'nın, Alman milletine yeterli bir toprak oluşturmadığını, Ari ırkın burada "sıkıştığını" ileri sürmüştü. Ona göre Doğu ülkelerinin toprakları ele geçirilmeli ve Almanlar için "yaşam alanı" haline getirilmeliydi. Bu topraklardaki onmilyonlarca masum insan ise, acımasızca katledilecekti.

Bu nedenle, Nazi orduları Doğu Avrupa'da işgal ettikleri her bölgede, kitle katliamları yürüttüler.

Özellikle de, Nazilerin sözde aşağı ırk olarak gördükleri Yahudiler, Çingeneler, Polonyalılar ve Slavlara karşı akıl almaz bir vahşet yürütüldü.

Nazilerin katliam için kurdukları özel SS birlikleri, tüm işgal bölgelerinde başta Yahudiler olmak üzere hedef alınan grupları bulup öldürmeye başladılar. Nazilerin işgal ettiği her bölge, acımasızca katledilmiş masumların cesetleri ve onlar için gözyaşı döken zavallı insanlarla doldu.

Din adamları ve ibadethaneler, Nazilerin başlıca hedefleri arasındaydı. Geçtikleri her yerde, kiliseleri yakıp yıktılar, dindar insanları katlettiler.


Hitler, ırklar arasında bir hiyerarşi ve çatışma olduğu düşüncesininin ilhamını, Darwinizm'den almıştı.

Nazi vahşetinin asıl uygulama alanı ise, toplama kampları oldu. Yahudiler, Çingeneler, savaş esirleri, Katolik din adamları gibi farklı grupların birer köle gibi çalıştırıldıkları bu kamplar, 1942 yılında birer insan mezbahasına dönüştü. İnsanları topluca katletmek için özel olarak dizayn edilen sistemlerle, milyonlarca masum erkek, kadın ve çocuk vahşice öldürüldü. Savaşın sonlarında bu kampları kurtaran müttefikler, onbinlerce ceset ve neredeyse ceset haline gelmiş zavallı tutsaklarla karşılaştılar. Nazi toplama kamplarında toplam 11 milyon suçsuz insan öldürüldü.

Nazilerin savaşı kaybedeceği, 1943 yılından itibaren belli oldu. Sovyet birlikleri, Hitler'in ordularını Stalingrad'da büyük bir bozguna uğrattı. Almanlar Stalingrad'ın ardından, Kursk bölgesinde yaşanan ve tarihin en büyük tank savaşı olarak bilinen muharebeyi de kaybettiler. Artık çöküş kaçınılmazdı. Ancak Naziler, geriye çekilirken kan dökmeye devam ettiler. Hitler'in emri üzerine, çekildikleri her yeri yakıp yıktılar ve sivilleri katliamdan geçirdiler. Alman ordularının ardında, bir hiç uğruna katledilmiş milyonlarca insan ve bu insanlar için ağlayan gözü yaşlı kadınlar ve çocuklar kaldı.

Müttefik orduları Berlin'e ulaştıklarında, Nazizm'in çöküşü de belgelenmiş oluyordu. Ancak Berlin'e ulaşan Kızılordu birlikleri, bir başka vahşet ideolojisinin temsilcisiydiler. Nitekim Stalin'in ve Kızılordu'nun zulüm konusunda Hitler'in gerisinde kalmadığı ilerleyen yıllarda ortaya çıkacaktı. Stalin'in toplama kamplarında da en az Hitler'in kamplarındaki kadar masum insan öldü. Stalin'in işgal ettiği bölgelerde de, Hitler'inkine benzer katliamlar gerçekleştirildi.

Ve II. Dünya Savaşı denen cinnet, tam 55 milyon insanın hayatına mal oldu. Yeryüzü, bir kez daha şeytani bir kan dökme ayinine sahne olmuştu.

Oysa Allah insanlara, şeytanın yolunu değil, barış ve güvenlik yolunu izlemeyi emretmektedir:

Ey iman edenler, hepiniz topluca "barış ve güvenliğe" girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır. (Bakara Suresi, 208)